>
Şimdi düşününce garip geliyor. Aradan zaman geçip de başka gözlerle bakmayı becerebildiğimde, kendime olan nefretimi bir yana bırakabildiğimde.
Bol karlı bir kışın tam ortasıydı. Paramparça hayallerle benzediğim, olasılık hesaplarıyla renklendirdiğim kendimi, terk etmiştim. Kaloriferli evimi, ortopedik yatağımı, bilgisayarımı da kendimle beraber bırakıp elektrik sobasında ısınamadığım, kendime ait olmayan bir yatakta, benim olmayan nevresimler ve yorganlarla uyuduğum bir hayata adım atmıştım.
Hiçbir şey benim değildi. Benden en ufak bir iz, en ufak bir anı bile yoktu boş, soğuk duvarlarda. Ve çok sevdiğim pijamalarım dışında sevdiğim hiçbir şeyi ve hiç kimseyi almamıştım yanıma, kendimi bile.
Başarısızlıklar, denemeler, yanılmalar, daha iyi deneyip, yanılma konusunda yapılan ihtisaslar sonunda kendimden emekli olmuştum sanki. Veya senelik izne çıkmıştım bir anlamda. Başkaların hayatlarını yaşıyor, çok çalışıyor, çok çiziyordum. Hiç yazmıyordum ama çok okuyordum. Ve elbette içiyordum. Akşamları işten çıkıp eve yürürken illa bakkala uğrayıp 2 bira bir de cips alıyordum akşam yemeği niyetinde ve her defasında biraları içip cipse dokunmuyordum.
O dönem tanıştığım Tutunamayanlar ve Koop ise nerdeyse tek yaşama sevincim olmuştu ve her ikisiyle karşılaşmam da çok garipti, aynı süreci kendisi gibi.
Hep okumak istediğim ve bir türlü denk gelemediğim Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar’ı duruyordu ofisin rafında. Beni bakarken yakaladı Murat, patronum. Akşam ofisten çıkarken kimse görmesin diye gizli gizli elime tutuşturdu kitabın ilk basımını. Bizim gibilerin Kuran’ıdır dedi, bana hediye etti kitabı.
Birkaç gün sonra ise facebook mesaj kutumda hiç tanımadığım birinden gelen bir video linki olacaktı. Yorumsuz bir link. Koop’un Koop Island Bleus şarkısının videosu.
Ya ilahi bir güç beni daha da dibe batmaya çağırıyordu ya da ben daha da dibe batmak için her fırsatı buna yoruyordum. Hala tam emin değilim ama gariptir, bu iki tesadüfi karşılaşma beni daha fazla batırmak yerine hayatta kalmam için birer can simidi misyonu üstlendi. Zaten Radiohead dinleyince neşesi erine gelen birinden de ancak bu beklenirdi. Neyse…
O hiçbir zaman ait olmadığım ve ait olmaya çabalamadığım evi terk edip kendime döndüğümdeyse yanıma sadece bu ikisini aldım. Kendimden kaçarken karşılaştığım ve bana tekrar beni hatırlatan o ikisini…