>
Category Archives: edebiyat
>Simone de Beauvoir’in Konuk Kız’ı
>Cezayir Cezayir
>
Malumunuz, Kuzey Afrika isyanlarla sarsılıyor ve Avrupa’dan sonra bir kez daha yüreğimiz ağzımızda dünyayı izliyoruz.
Benim aklıma ise Genet’nin “Paravanlar”ı geliyor ister istemez. Genet’nin Cezayir’in Fransa sömürgesindeyken verdiği mücadele geliyor.
Dünyayı güzelliğin değil, acının ve çirkinliğin kurtaracağı Genet’nin dünyasına buyrun o zaman. Ayakların baş olduğu o hülyalı dünyaya…
“ …Birbirinize gün boyunca yaptığınız kötülüğü anlatırdınız. Ondan başka umut bağlanacak hiçbir şey olmadığını anlamıştınız. Kötülük, şahane kötülük, her şey siktirip gittiğinde bir tek sen kalırsın elimizde, muhteşem kötülük bize yardım edeceksin. Kötülük, sana yalvarıyorum, hem de ayakta yalvarıyorum, gel de halkımızı dölle. Yan gelip yatmasın!”
>Beyaz Zenciler’e Dair
>
>Küçük Şeylerin Tanrısı
>
>Oğuz’um Atay’ım
>
“Ben anlatmak, filan falan demek istemiyorum. Sonum geldi Olric.. Kendime yeni bir önsöz yazmak istiyorum. Yeni bir dil yaratmak istiyorum. Beni kendime anlatacak bir dil. Çok denediler, efendimiz. Allah’tan ne denediklerini bilmiyorum, Olric. Hiçbir geleneğin mirasçısı değilim. Olmaz diyorlar. İsyan ediyorum. Az gelişmiş bir ülkenin fakir bir kültür mirası olurmuş. Bu mirası reddediyorum Olric. Ben Karagöz filan değilim. Herkes birikmiş bizi seyrediyor. Dağılın! Kukla oynatmıyoruz burada. Acı çekiyoruz. Kapı kapı dolaşıp dileniyoruz. Son kapıya geldik. İnsaf sahiplerine sesleniyoruz. Ey insaf sahipleri! Ben ve Olric sizleri sarsmaya geldik. Dünya tarihinde eşi görülmemiş bir duygululukla ve kendini beğenmişçesine ve sankibizdenöncebirşeysöylenmemişçesinegillerden olmaktan korkmadan kapınızı yumrukluyoruz. Dilenciler krallığının en küstah soylusu olarak kişiliğimizi burnunuza dayıyoruz. Dinden imandan çıktık. Deli dervişler gibi saldırıyoruz. Açın kapıyı! Biz geldik! Korkudan dudağınız uçuklamasın.” (Oğuz Atay – Tutunamayanlar)
>eğer deneyecekseniz, sonuna kadar deneyin
>
Dünden beri bunu belki 20 defa okudum. Kendime olan hıncım da arttı ister istemez. Hem de her okuyuşumda biraz daha fazla.
Denemelerini ve özellikle hayallerini yarı yolda bırakmakla ün salmış bir zatım vesselam. Ve evet, getirisi belki çeşitli şekillerde olumlanmak ve doğrulanmak olsa da yanlışlanmak ve dışlanmak pahasına gerçekten istediğim bir şeyi, en azından bir tek şeyi yapıyor olsaydım keşke.
Yaşlanıyorum ve geriye dönüp bakışlarımın sayısı her geçen biraz daha artıyor. Ve her defasında kendimi esasında istemediğim bir işte çalışırken, istediğim her şeyi ertelemişken veya yapacak azmi kendimde bulamamışken buluyorum.Yani istemediğim bir kadına dönüşmüşken…
Evet tembel de bir insanım vesselam ama onu salt tembellikle açıklamaya artık gücüm yetmiyor.
Gelmiş geçmiş en büyük korkak olarak ismimi yazın duvarlara. İşte bu benim…
“eğer deneyecekseniz, sonuna kadar deneyin.
eğer başka türlü düşünüyorsanız,
hiç başlamayın bile.
bu kız arkadaşlarınızı, karılarınızı, akrabalarınızı,
işlerinizi kaybetmek anlamına gelebilir.
ve belki de aklınızı.
üç veya dört dün yemek yememek,
bankta donmak,
hapse girmek,
küçük düşmek
veya yalnızlık olabilir.
yalnızlık bir lütuftur.
diğerleri ise sabrınızın
gerçekte ne kadar yapmak istediğinizin sınanmasıdır.
reddedilmeye ve en garip
ihtimallere rağmen yaparsınız.
ve hayal edebileceğiniz herhangi bir şeyden bile daha iyidir.
eğer deneyecekseniz, sonuna kadar deneyin.
bunun gibi başka bir his yoktur.
tanrılarla birlikte yalnız olursunuz.
ve geceler, ateşle alevlenirler.
hayatınızı kusursuz kahkahaya doğru yaşarsınız.
bu mevcut olan en iyi savaşımdır.”
charles bukowski





