Etiket Arşivi: vicky christina barcelona

Aşk ve Diğer Cinler

Sinema dediğimiz şeyin belki de en çok işlediği konulardan biri aşk. Hatta aşk üzerine olmayan birçok filmin içinde bile araya dereye bir aşk serpiştirilmeden olmuyor. Sanki içinde aşk olmadan bir film izlenemiyor. Özellikle Hollywood yapımlarından bahsediyorum elbette ama Avrupa sinemasının da çok da geri kalır yanı yok artık.

Sinemada görmeye alıştığımız aşk ise (özellikle Amerikan sinemasını ele alırsak) aslında yinelene yinelene artık içi boşaltılmış, bizlerin ilişki ve aşk böyle bir şey zaten diye belletildiğimiz formatta. Öncelikle aşk acısız olmaz. Sonra her zaman bir sahiplenme ilişkisidir. Bildiğimiz heteroseksüel aşk kalıpları dışında bir aşk ancak komedi unsuru olabilir. Gerçek aşkı illa bulacağız vs. Yani aslında aşk beyaz, heteroseksüel ve hatta ataerkildir.

Son dönemde ise Amerikan sinemasında bile aşk ve ilişkilere dair farklı bir pencereden bakmaya hiç değilse çalışan, zaman zaman bunu bir uç veya sapmayı göstermek için bile yapsa aşkın bildiğimiz kalıpların dışında yaşandığını da kanıksamayan filmler de çekiliyor. Ne kadar kimisi bunu naif veya gerçeküstü bir kalıba soksa da bence izlenmeye değer bir çaba.

After Sex

Eric Amadio’nun 2007 yapımı filmi de bu bahsettiğim filmlerden biri aslında. Pek ilgi çekmemiş olsa da aslında 9 farklı çiftin cinsellik ilişkilerini odak alan film heteroseksüel aşkın yanı sıra eşcinsel aşk ve özgür aşkı da perdeye taşıyarak cinsellikle ilgili birçok önyargımıza parmak basıyor bence. Bunu gayet naif hatta eğlenceli bir tarzda yapsa da izlenmeye değer bir çaba bana sorarsanız.

Vicky Cristina Barcelona

Woody Allen’ın 2008 yapımı filmi ise gene aşka dair bir film. Hoş filmde aşırı uçlarda yaşayan, romantik Avrupalı ve ya doyumsuz ya da mantık insanı ve faydacı Amerikalı ayrımı biraz fazla abartılmış olsa da aşk ve ilişkilere dair hem geleneksel ve ezbere olanı hem de farklı ve enteresan olanı ortaya koyabiliyor. Diğer olumsuz yanlarını tamamen bir yana bırakarak değerlendirirsek filmi bence aşk ve ilişkilere dair az da olsa kafa karıştırmayı, bildiğimizi sorgulatmayı başarıyor.

500 Days of Summer
Marc Webb’in 2009 yapımı filmi (ki şu sıralar hala vizyonda), ne kadar bu bir aşk filmi değildir şeklinde başlıyorsa da bal gibi de aşk ve ilişkiler ekseninde bir film. Kişisel olarak filmi çok çok beğenmiş olmamı da bir kenara bırakırsak film aslında bir modern masal havasında geçiyor. Sık sık 2000’lerde geçen bir hikayeyi anlattığını dahi unutturabiliyor. Sonuçta gerçek aşkı ve ruh eşini beklemenin ne kadar saçma olduğunu fakat gene de bu masala ister istemez kendimizi kaptırdığımızı anlatıyor. Summer karakteri özelindeyse kadınlık halleri neşriyatıma dokunuyor. Ne kadar diğer iki film gibi cesur bir çaba içinde olmasa da aşk dediğimiz şeyin nasıl çocukluğumuzdan beri izlediğimiz filmler, okuduğumuz kitaplar ve dinlediğimiz müzik tarafından yaratılan bir imge olduğunu göstermesi açısından dikkate değer.


Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.